*
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Aktivasyon mailiniz gelmediyse buraya tıklayın.
16 Temmuz 2020, 15:16:23


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
K: Ezan / Ahmet Altan  (Okunma Sayısı 2232 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
« : 24 Eylül 2008, 03:57:00 »

elmakurdu Offline
Bilge Üye

****
Mesaj Sayısı: 167



Arada bir öğlenleri Kadıköy’deki Osmanağa Camii’nin yanına gidiyorum.

Oradaki müezzinin sesini seviyorum.

Ezanı kendine has bir tarzda, araları biraz uzatarak ve çok güzel okuyor.

Cumaları söyleyişi sanki daha da tatlılaşıyor.

Güzel söylenen ezanı seviyorum.

Benim her öğlen gidip ezan dinlememin bir hediyesi gibi biraz önce gelen bir paketten Ahmet Özhan’ın söylediği ilahilerin başında ezan çıktı.

Şimdi onu dinliyorum.

Bir ney taksiminin ardından ezan başlıyor.

Çocukluğumu hatırlatıyor biraz bana.

Akşam ezanından sonra boşalan kömür kokulu sokaklarda, iyice gölgelenen alacakaranlık kaldırımlarda ağır ağır yürüyerek eve giderdim.

Hep benimle kalacak bir yalnızlığın kokularını, seslerini ve kurşuni rengini içime sindirirdim.

O seslerin içinde ezan da vardı.

Hep de orada kaldı sanırım.

Din, benim gibi mahcup bir sevgiyle uzaktan bakanlara bile huzur verici, insana hem yalnızlığını hem sonsuzluğunu anlatan bir tesirle dokunuyor yaklaştığınızda.

Çok sık olmasa da bazen geceleyin camiye giderim.

Işıklarının çoğu sönmüş, kandil misali birkaç lambayla aydınlanmış o büyük kubbenin altında yalnız başıma otururum.

Öyle otururum.

Her şey sonsuzluğun kuvvetli ışığı altında solgunlaşana kadar halıların üstünde bağdaş kurup beklerim.

Ve, o sonsuzluğu bir yalnızlık içinde hissetmekten hoşlanırım.

Tanrı, evinin kapılarını bazen açar, bazen açmaz bana.

O saatte camiye giremeyeceğimi bana bir hoca efendi ya da bir bekçi söylese de, ben onu tanrının söylediğini düşünürüm.

Kapılar açılmadıysa, “bir kırgınlık var” diye geçiririm içimden.

“Onu kıracak bir şey yaptım, onun için açmıyor kapısını.”

Hiç zorlamam.

“Peki” der ayrılırım.

Bilirim ki o kapılar yeniden açılacaktır.

Bir gece gittiğimde beni buyur edecektir.

Şefkatli bir ses “hadi açayım kapıları” diyecektir.

Bundan hiç kuşkulanmam.

Kendimden kuşkulanırım.

Bir dindar gibi gitmem oraya, ibadete, dua etmeye gitmem.

“Sana inanıyorum” demeye de gitmem.

Bir şey istemeye de gitmem.

O’ndan korkmam, ölümden korkmam, korktuğumdan gitmem oraya.

Hiçbir nedeni yoktur gitmemin.

Giderim sadece.

Kokusunu, ışığını, huzurunu, sonsuzluğunu sevdiğim için giderim.

Söylenmeyen bir ezan duyarım o sessizliğin içinde.

Kömür kokulu sokaklarda dolaşan bir hayali görürüm.

Hayatla ölüm iki küçük çocuk gibi oturur karşıma.

Ben onların başını okşarım.

O benim başımı okşar, öyle hissederim.

Öyle otururum.

Bir şey söylemem O’na.

Ne söyleyeyim?

Kim olduğumu biliyor, günahlarımı biliyor, her şeyi biliyor.

“Sen inançsız birisin, niye geldin evime” demiyor.

O demez.

Bazen kapılarını açıyor.

Bazen onu kıracak bir şey yaptıysam eğer kapılarını açmıyor bana.

Sessizce uzaklaşıyorum.

“Bir dahaki sefere” diyorum, “açacak kapılarını”.

Açmasa da açana kadar gideceğim.

İnançsız biri için tuhaf inançlarım var benim, en açılmayacak gibi görünen kapıların bile çok istersen, samimiyetle istersen, dürüstlükle istersen açılacağına inanırım.

Ve, ne dindarlara yapılan zulmü anlarım, ne de dindarların yaptığı zulmü.

Dinin yanında, çevresinde, içinde bir zulüm olmasın isterim.

İnan ya da inanma ama dine dokun.

Korkulacak bir şey yok.

Türbanlı çocukta da, oruç yiyende de korkulacak bir yan yok.

Korku dinden uzak bence.

Geceleri camiye gittiğimde, o loş ışıkta, sonsuz bir aydınlığın bütün hayatı solgunlaştırdığını gördüğümde korkmam ben.

Kimse korkmaz.

Hayat ve ölüm iki küçük çocuk gibi oturur yanıma.

Onlara gülümserim.

Belli belirsiz bir hüzün, neye olduğunu bilmediğim bir özlem, derin bir şefkat hissederim.

Bir şey söylemem.

Bir şey istemem.

“İnançsız” olduğumu içimden bile geçirmem, yapmam böyle bir kabalık, O da hatırlatmaz zaten.

Öyle otururum.

Bir konuğum ben orada.

Bazen kapısını açar, bazen açmaz.

Yakında gene gideceğim.

Bakalım açacak mı kapılarını.

Yoksa bir “kırgınlık” mı var aramızda...

Ahmet Altan
Logged

"Her şey sen olsun şu dünyada ve olmasın sen olmayan dünya da..." iskender PALA


Robot Moderatör
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 4000


View Profile
Re: Ezan / Ahmet Altan
« Posted on: 16 Temmuz 2020, 15:16:23 »

 

MESAJDAKİ DOSYA VE EKLENTİLERİ GÖRMEK İÇİN ÜYE OLMALISINIZ.Üye olmak 10 Sniyenizi alacaktır.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Ezan / Ahmet Altan oyunları, Ezan / Ahmet Altan programı, Ezan / Ahmet Altan , Ezan / Ahmet Altan program yükle, Ezan / Ahmet Altan download, Ezan / Ahmet Altan hikayeleri, Ezan / Ahmet Altan kitabı, Ezan / Ahmet Altan haber, Ezan / Ahmet Altan yükle, Ezan / Ahmet Altan videosu, Ezan / Ahmet Altan, şarkı sözleri
Logged
 
İlgili Konular
Konu Başlığı Başlatan Y G Son Mesaj
Katliamı Kim Yaptı? Mehmet Altan Sohbet / Eğlence cendere 0 2175 Son Mesaj 29 Ocak 2009, 12:17:06
Gönderen: cendere
Bursada Zaman - Ahmet Hamdi Tanpınar Şiirler cendere 0 2466 Son Mesaj 02 Şubat 2009, 13:50:00
Gönderen: cendere
Ayda Ezan ( Mutlaka Okuyun...) Dini Konular sevgiseli42 12 8608 Son Mesaj 26 Nisan 2009, 00:13:49
Gönderen: Cumalioğlu
Ahmet Kanneci-anatolian Piaces Müzik viyolin 0 2423 Son Mesaj 10 Mayıs 2009, 19:20:38
Gönderen: viyolin
Anadolu Kadını Annem/ Ahmet Süreyya Durna Şiirler safir 0 3615 Son Mesaj 16 Ocak 2011, 22:40:19
Gönderen: safir
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|- | - | - | - | -
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006, Simple Machines

sitemap ( urllist ( rss ( archiv ( arsiv ( xml (

MKPortal ©2003-2007 mkportal.it