*
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Aktivasyon mailiniz gelmediyse buraya tıklayın.
19 Kasım 2019, 02:04:07


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1] 2 3 ... 10
 1 
 : 16 Ağustos 2019, 18:16:02 
Başlatan Serdar Yıldırım - Son mesaj Gönderen: Serdar Yıldırım
Romanya Demokrat Türk Birliği Yayın Organı Hakses Dergisi'nde benim yazdığım Dilenci Hacivat isimli hikaye çıkmıştır.
Dilenci Hacivat Sayfa 24
Yazan: Serdar Yıldırım


Register or Login


Romanya Demokrat Türk Birliği Yayın Organı Hakses Dergisi'nde benim yazdığım Baba Koç ile Kızıl Kurt isimli masal çıkmıştır. 26-27. sayfadadır. Masalın altında adım yazmaktadır.


Register or Login...


Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde MEB. 5. Sınıf Türkçe Ders Kitabı'nda benim yazdığım KARAGÖZ İLE HACİVAT: LEYLEK isimli hikaye çıkmıştır. Hikaye 108. sayfadadır.


Register or Login


Kitaba hikayenin yarısını almışlar. Tamamı şöyledir:

KARAGÖZ İLE HACİVAT: LEYLEK

Mart ayının ortası. Kar yeni kalkmış. Ortalık ayaz, hava buz gibi. Karagöz nicedir işsiz. Kazağını, paltosunu eskiciye satmış. Yarı aç, yarı tok. Üstünde bir fanila, bir mintan. Soğuk havada iş bulmak için gezerken, dişlerinin takırtısı Uludağ'dan duyuluyor. Karagöz tam bu esnada Hacivat'la karşılaşır.
Hacivat: " Merhaba Karagözüm. Nasılsın, iyi misin? "
Karagöz: " İyi değilim Hacivat. Donuyorum. "
Hacivat sağa sola bakınır. Bir evin bacası üstündeki leyleği görür. Parmağıyla leyleği işaret ederek: " Bak Karagözüm, leylekler gelmiş. Artık yaz geliyor. "
Karagöz: " Hacivat, anlamsız konuşma. Hem leylek gelmiş diyorsun, hem kaz geliyor diyorsun. "
Hacivat: " Kaz demedim Karagözüm, yaz geliyor dedim. "
Karagöz: " Kaz yazayım ama ben yazı bilmem ki. Yaz demek kolay. "
Hacivat: " Dediklerimi yanlış anlıyorsun Karagözüm. Bak leylek nasıl da takırdıyor. "
Karagöz çenesini tutar: " Takırtı benden geliyor. Paltom yok da, soğuktan dişlerim takırdıyor. "
Hacivat: " Palton yok mu? Doğru ya, paltonu giymemişsin. Al benim paltomu giy. " der ve paltosunu Karagöz'e verir.

Karagöz paltoyu giyer ve dişlerinin takırdaması durur. Bu sefer üşüyen Hacivat'ın dişleri takırdamaya başlar.
Karagöz: " Hacivat, bu leylek yolunu kaybetmiş, kış günü Bursa'ya gelmiş. Şimdi gerçekten takırdamaya başladı. "
Hacivat: " Karagözüm, leylek değil, ben takırdıyorum. O palto senin olsun. Kürkçü Emin'den kendime kürklü palto alacağım. "
Karagöz: " Körükçü Cemil'den palto mu çalacaksın? "
Hacivat: " Çalmayacağım, parasıyla kürklü palto satın alacağım. "
Karagöz: " Hacivat'ım, paltonu geri al, bana kürklü palto satın al. "
Hacivat: " Olmaz Karagözüm, benim eski paltomu sen giy. Ben kendime kürklü palto alacağım. "

Karagöz, kendine alma, bana al dedikçe, Hacivat, sana değil, kendime alacağım der ve birlikte Kürkçü Emin'in dükkanına girerler. Bunlar dükkanda tartışa dursunlar, Kürkçü Emin bir diğer lakabı da tilki Emin: Gençliğinde bir taşla dört kuş vurmuşluğu vardır. Şimdi ise, bir taşla iki kuş vurmanın derdindedir. Sensin der, büyüksün der, zenginsin der ve Hacivat'a iki kürklü palto satar. Paltoların birini Hacivat, diğerini Karagöz giyer.

Hacivat, Karagöz ile birlikte yolda giderken, gördüğü bir fakire eski paltosunu verir. İki arkadaş ilk karşılaştıkları yerden geçerken, leyleğin o evin bacasında olmadığını görürler.
Hacivat: " Bak Karagözüm, leylek yok, gitmiş. "
Karagöz başını kaldırır, etrafına bakınır:
" Başka leylekler mi gelmiş? Hani nerede? "
Hacivat: " Başka leylek falan yok. Tek leylek vardı, o da gitmiş. "
Karagöz: " Ha, şu zamansız gelen leylek. Onun sayesinde kürklü palto sahibi oldum. Şansım açıldı. Bundan sonra beni kimse tutmasın. "
Yazan: Serdar Yıldırım

 2 
 : 15 Ağustos 2019, 16:15:14 
Başlatan Serdar Yıldırım - Son mesaj Gönderen: Serdar Yıldırım

KARAGÖZ İLE HACİVAT: MANDA

Hacivat: " Karagözüm, sana bir bilmece sorayım da bil. "
Karagöz: " Sor bakalım ama kolay olsun. "
Hacivat: " Canı kaymak isteyen, neyi yanında taşır? "
Karagöz: " Parayı yanında taşır. "
Hacivat: " Olmaz. "
Karagöz: " Parasız kaymak nasıl alacak? "
Hacivat: " Bilmeceyi sulandırma. Olmaz dedim. "
Karagöz: " Süthaneyi yanında taşır. "
Hacivat: " Olmaz. "
Karagöz: " Mandırayı yanında taşır. "
Hacivat: " Olmaz Karagözüm, olmaz. Bu şey bir hayvan. "
Karagöz: " Hayvan mı? "
Hacivat: " Evet, büyükbaş bir hayvan. "
Karagöz: " Buldum. Fil. "
Hacivat: " Fil değil. "
Karagöz: " Filin de sütü var. Sütünden kaymak olmaz mı? "
Hacivat: " Karıştırma şimdi fili. Bu bir ahır hayvanı. Çamura yatmayı çok sever. "
Karagöz: " Çamur hayvanı. "
Hacivat: " ... "
Karagöz: " Hayvan çamuru. "
Hacivat: " ... "
Karagöz: " Tamam buldum. Öküz. "
Hacivat: " Öküzün sütü nerede? "
Karagöz: " O zaman inek. "
Hacivat: " İnek benzeri, manda gibi. "
Karagöz: " Şimdi aklıma geldi: Manda. "
Hacivat: " Doğru Karagözüm, bildin. "
Karagöz: " Bilirim tabi. Benim adım Karagöz. Her sorunun cevabını şıp diye bilirim. "

Yazan: Serdar Yıldırım



 3 
 : 14 Ağustos 2019, 17:37:18 
Başlatan Serdar Yıldırım - Son mesaj Gönderen: Serdar Yıldırım


KARAGÖZ İLE HACİVAT: İŞKEMBE ÇORBASI         
Hacivat evden çıkar, bir koşu gidip Karagöz'ün evinin kapısını çalar. Karagöz kapıyı açar.
Hacivat: " Karagözüm, koş, hanım işkembe çorbası pişirdi. "
Karagöz: " Hanım işkence çorbası mı pişirdi? "
Hacivat:  " İşkencenin çorbası mı olurmuş? İşkembe çorbası: Bol sirkeli, sarımsaklı. "
Karagöz: " Beni evine götürüp işkence mi yapacaksın? "
Hacivat:  " Aman Karagözüm, ne işkencesi? Seni çorba içmeye çağırdım. "
Karagöz: " Demek bana işkence yapmaya kararlısın? Seni kolculara söyleyeyim de falakaya yatırsınlar. "
Hacivat:  " Aman Karagözüm, etme eyleme. Beni kolculara teslim etme. "
Karagöz: " Sakın buradan ayrılma. Tabanlarına on sopa ye de aklın başına gelsin. "
Karagöz gidince Hacivat evine döner ve samanlığa saklanır. Karagöz ile kolcular, biraz aradıktan sonra, Hacivat'ı samanlıkta bulur.  1. kolcu Karagöz'e sorar: " Bu sana ne yaptı? "
Karagöz: " Beni evine çağırdı. İşkence yapacakmış. Sonra da pişirip çorbamı içecekmiş. On sopa vurun da akıllansın. "
2. kolcu: " Yüz sopa vuralım "
1. kolcu: " O kadarı fazla. Elli sopa yeter. "
Çaresiz kalan Hacivat, Karagöz'ün boynuna sarılır: "Aman Karagözüm, sen büyüksün. Suçum azdır. On sopa yeter. "
Karagöz'ün demesiyle  kolcular on sopa vurup gider. Karagöz Hacivat'ı ayağa kaldırır, sırtına biner, çevrede dolaştırır. Böyle yapmasının sebebi, Hacivat'ın tabanlarının şişmesini önlemektir. Yoksa Hacivat yürüyemez hale gelirdi.

Karagöz'den ayrıldıktan sonra Hacivat ağır aksak evine doğru giderken, düşüncelere dalar: " Söylediklerimi yanlış anlayan Karagöz'e mi kızsam, beni dinlemek zahmetine katlanmayan kolculara mı kızsam bilemedim. Belki her üçüne kızmak daha doğru. Bu dünyada niye böyle haksızlıklar, adaletsizlikler olur, onu da çözemedim. Gel de isyan etme. "



KARAGÖZ'ÜN KARGASI                     
Karagöz:  " Hacivat, bak karga aldım. "
Hacivat:  " Ne!?  Karga mı? Ne kargası? "
Karagöz:  " Karga kargası. Nasıl şaşırdın ama? "
Hacivat:  " Çok şaşırdım!  Aman Karagözüm, nereden aldın bunu? "
Karagöz:  " Pazardan. "
Hacivat:  " Pazardan mı? Kaça aldın? "
Karagöz:  " Dört akçeye. "
Hacivat:  " Nee? Dört akçe mi? "
Karagöz:  " Evet, dört akçe. "
Hacivat:  " Sen ne yaptın Karagözüm? Hiç bu karga dört akçe eder mi? "
Karagöz:  " Etmez mi? Ya kaç akçe eder? "
Hacivat:  " Bırak dördü, üçü, ikiyi, bir akçe etmez. "
Karga söze karışır: " Bir akçe etmez miyim? Karagöz kim bu ya? "
Karagöz:  " Hacivat, çok iyi arkadaşımdır. "
Karga, Karagöz'ün kolundadır. Hacivat'tan yana döner. Sesi tok, duruşu ciddidir. Sert bakar. Hacivat bir adım geriler.
Karga: " Senin adın Hacivat mı? "
Hacivat: " Evet Hacivat. "
Karga: " Nerelisin? "
Hacivat: " Buralı."
Karga: " Burası neresi? "
Hacivat: " Şey, yani Bursa. "
Karga: " Bursa'nın adı ne zamandan beri şey yani Bursa oldu? "
Hacivat söyleyecek söz bulamaz. Renkten renge girer.  Başını hafifçe öne eğer. Gözlerini kısar. Karagöz'den yana döner. Bakışları, imdat, beni bu kargadan kurtar, Karagöz, der gibidir. Karagöz durumu hemen kavrar. Hacivat'ın süngüsü düşmüştür. Bu bulunmaz fırsatı değerlendirir: " Hacivat korktu. Karga, parçala onu. " diye bağırır.
Karga: " Sen sus Karagöz, " der.  Karagöz susar. Gözlerini kapatır. Bir imparatorluğun çöküşünü dinlemek için, kulaklarını on altı açar.
Karga, Hacivat'a döner: " Seni kanatsız, tüysüz yaratık seni. Kendini ne sanıyorsun? Beni dört akçeye Karagöz aldı. Sen kendini pazarda sat bakalım. Bırak akçeyi kuruş veren olmaz. Yolarım sakallarını sonra sokağa çıkamazsın. "
Bunun üzerine Hacivat bir kaçış kaçar ki sormayın.

Aradan günler geçer. Karagöz ile Hacivat yolda karşılaşır.
Hacivat sorar: " Vay Karagöz, karga yok mu? "
Karagöz: " Yok. Sattım kargayı kurtuldum. Ne belaymış be. "
Hacivat: " Aman Karagözüm, bela dedin. Sana ne yaptı bu karga? "
Karagöz: " Ne yapmadı kİ? Geçen gece sabaha kadar uyutmadı. Hayatını anlattı. 200 yaşındaymış. Dünyanın pek çok yerini gezmiş, dolaşmış. Saraylarda yaşamış. Krallarla, prenslerle dost olmuş. Gençliğinde göklerin hakimiymiş. Kartallar, bundan korkarmış. Daha neler, neler..  Sabah olunca yarı uykuluyum ya, sus da biraz uyuyayım, dedim. Sen misin bunu bana diyen. Bana bir daldı. Yere yıktı. Kanatlarıyla vurdu, gagaladı. Ama elinden kurtuldum. Pencereden atlayıp kaçtım. Sokaklarda uzun süre dolaştım. Ağaçlık bir alan gördüm. Oraya girip saklandım. Kendimce hafiften söyleniyordum. Karagöz, ne vızırdayıp duruyorsun, diyen bir ses duydum. Kafamı kaldırıp baktım. Ağacın dalında karga!?  Ağzım açık bakakaldım. Karga, beni pazara götür, on akçeye sat, dedi. Onu pazarda on akçeye sattım. Bu işten epey karlı çıktım. "
Hacivat: " Desene bu kargadan ben ucuz kurtulmuşum.. Kargayı kim aldı? "
Karagöz: " Kilimci Ahmet. Beni yerlerde sürükleyen karga kilimciyi ne yapar? "
Hacivat: " Halı gibi dokur. Dörde böler, on ikiyle çarpar. "
Karagöz: " Hal ve gidiş böyle. Bana güle güle " der. Böylelikle iki arkadaş evlerine gitmek üzere birbirinden ayrılırlar.



KARAGÖZ İLE HACİVAT: KABAK PİŞTİ, TABAĞA DÜŞTÜ             
Karagöz ile Hacivat yolda karşılaşır.
Hacivat: " Aman Karagözüm, ben de seni arıyordum. "
Karagöz: " Buldun işte ne olacak? "
Hacivat: " Hanım evde kabak pişirdi, bir tabak kap da gel. "
Karagöz: " Senin hanım tabak mı pişirdi? "
Hacivat: " Tabak değil, kabak pişirdi. "
Karagöz: " Tamam gelirim. "
Hacivat geri dönüp giderken, Karagöz arkasından söylenir: " Hanımı evde tabak pişirmiş. Ben evden kabak getirecekmişim. Pişmiş tabağı kabağın içine koyacakmışım. Şu Hacivat hekime bir uğrasa iyi olacak. "



KARAGÖZ İLE HACİVAT: DOST ACI SÖYLER                   
Karagöz: " Hacivat, biz eski dostuz, değil mi? "
Hacivat: " Aman Karagözüm, tabi ki eski dostuz. "
Karagöz: " Mesela ne kadar eski? "
Hacivat: " Çok eski. Yılları üst üste toplamak zaman alır. "
Karagöz: " Dost acı söylermiş, doğru mu? "
Hacivat: " Doğrudur. Yanlışta olan dostuna acı söylersin. Onu uyarırsın. "
Karagöz: " Gel o zaman şu kebapçıya girelim. Bana acı söyle. "
Hacivat: " Karagözüm, neden acı söyleyeyim? Yanlışa düşmedin ki. Acı konuşamam. "
Karagöz: " Bre Hacivat, acılı Adana söyle. "
Hacivat: " Ha şu mesele. Olur söylerim. Benim dostumsan sen de bana bir acılı söylersin. "
Karagöz: " Söyledim gitti ama hesabı ödemen şartıyla. "
Hacivat: " Olur Karagözüm, hesabı ben öderim. "



KARAGÖZ İLE HACİVAT: HERKÜL                         
Hacivat kurbanlık koyun seçmektedir:
" Karagözüm gel, şu koyunu kucakla. Bakalım elli okka çeker mi? "
Karagöz koyunu kaldıramaz. Etrafına toplananların bakışlarından etkilenir ve başını öne eğer.
Hacivat böyle bir fırsatı kaçırmaz: " Yazık sana Karagözüm, bir koyunu kaldıramadın. Oysa bu alanda bir tosunu kaldırdığına ben şahidim. "
Karagöz başını kaldırır, derin bir iç geçirir: " Doğru o zaman yirmi beş yaşındaydım. Herkes bana herkül demişti. "
Hacivat: " Şimdi yaşın elli oldu. Herkülün heri gitmiş, külü kalmış. Bir yirmi beş yıl sonra külün de kalmaz. "
Seyredenlerden gülenler olunca Karagöz Hacivat'ın alay ettiğini anlar. Hacivat'ın üstüne hamle yapar. Yakasından yakalar. Hacivat gömleğini çıkarıp, Karagöz'ün elinden kurtulur ve kaçmaya bakar. Karagöz Hacivat'ı kovalar ancak yakalayamaz.



KARAGÖZ İLE HACİVAT: DEVE ÇORBASI
Hacivat: " Karagözüm, yanında torba var mı? "
Karagöz: " Hı.. "
Hacivat: " Torba, torba. Şuradan biraz ot yolalım. "
Karagöz: " Sabah içtiğim mercimek çorbası. "
Hacivat: " Çorba değil, torba dedim. "
Karagöz: " İşkembe çorbası, yayla çorbası. "
Hacivat: " ? "
Karagöz: " Tavuk çorbası, deve çorbası. "
Hacivat: " Ötekiler neyse de deve çorbası ne alaka? "
Karagöz: " Deveyi yatırırsın falakaya. "
Hacivat: " Hani deve nerede? "
İşte diyen Karagöz hamle yapınca Hacivat kaçar. Arkasından koşan Karagöz, dur kaçma, elli sopa hediyem olsun, diye bağırır.



KARAGÖZ İLE HACİVAT: BİR KÜP ALTIN           
Karagöz kuyu açmak için, bahçeyi kazarken bir küp altın bulur. Çok sevinir. Bir saat sonra Bursa'da Karagöz'ün altın bulduğunu duymayan kalmaz. Halk, kapının önünde uzun kuyruklar oluşturur.  Karagöz sıradan gelene on altın verir. Altınlar giderek azalmaya başlar. Hacivat Karagöz'ün altın bulduğunu ama bu altınları dağıttığını duyunca soluğu Karagöz'ün yanında alır.
Hacivat: " Aman Karagözüm, altın bulmuşsun, iyi, güzel de bulduğun altınları neden  dağıtıyorsun? "
Karagöz: " Altınların yarısı bana yeter. Diğer yarısı fakir fukaranın. Onlar da sevinsin. "
Hacivat: " Karagözüm, sen ne kadar altın buldun? "
Karagöz: " Bir küp altın. Küp benim boyumdan daha uzun. "
Hacivat: " Fakir fukaranın diyorsun da kalabalık arasında servet sahibi çok zengin gördüm. Bunların içinde sabahtan beri üç dört defa kuyruğa girenler varmış. Elbise değiştirip tekrar kuyruğa girerlermiş. "
Karagöz: " Vay köftehorlar? Boşuna değil şapkasını gözlerinin üstüne kadar indirip bakışlarını kaçıranlar vardı. "
Hacivat: " Bu zenginler daha zengin olursa halkı çok fazla ezer. Zenginleri şımartma. Dağıtımı kes. Kalan altınları sayalım. Kendine yetecek kadarını ayır gerisini yarın ben senin yanında gerçek ihtiyaç sahiplerine veririm. "
Karagöz: " Tamam Hacivat, dediğin olsun. "
Karagöz halktan yana dönerek, bugünlük dağıtım bitti. Yarın altınları Hacivat dağıtacak deyince homurtular artar, kalabalık dağılır.
Hacivat Karagöz ile birlikte bahçeye çıkar. Karagöz küpte kalan iki avuç altını Hacivat'a verir ve başka altın kalmadığını söyler. Hacivat düşer, bayılır. Daha sonra ayılan Hacivat, bu altınları da dağıtır korkusuyla Karagöz'ün verdiği altınlarla birlikte evinin yolunu tutar.
Ertesi sabah küpteki altınların sıfırlandığını duyanlar, Karagöz'ün evinin önünden uzaklaşır. Karagöz  bakkala peynir, ekmek almak için gider ama borç bini aştı, dün neden ödemedin borcunu diyen bakkal veresiyeyi kestiğini söyler. Karagöz başı önde evine döner.
Daha ertesi sabah Hacivat eve gelir. Karagöz üzgündür. Keşke altınları dağıtmasaydım, seni çağırsaydım. Böyle aç- susuz kalmazdım, der.
Hacivat: " Yani artık akıllandın. "
Karagöz: " Akıllandım ama gitti altınlar, tükendi. "
Hacivat, Karagöz'ün verdiği altınları çıkarır. Altınlar tükenmedi Karagözüm, bunlar bana verdiğin altınlar. Al, hepsi senin der ve altınları verir. Karagöz altınları alır ve gözlerinden iki damla yaş akar. Hacivat'a sıkıca sarılır. İşte gerçek dost böyle olur, der.
Hacivat: " Bir küp altın daha bulsan yine dağıtır mısın?    " diye sorar.
Bunun üzerine Karagöz: " Bir daha yanlışa düşmem. Kimseye haber vermem. Altınları bozdurur  harcarım. " der.



KARAGÖZ İLE HACİVAT: ÜZÜM ÜZÜME BAKAR           
Karagöz: " Sana bir atasözü söyleyeyim, Hacivat. "
Hacivat: " Söyle bakalım Karagözüm. "
Karagöz: " Üzüm üzüme baka baka conki. "
Hacivat: " Bu ne biçim atasözü? "
Karagöz: " Yanlış mı söyledim. "
Hacivat: " Tabi yanlış söyledin. "
Karagöz: " Üzüm üzüme baka baka Karagöz. "
Hacivat: " Yine yanlış. "
Karagöz: " Neresi yanlış. "
Hacivat: " Sonu yanlış. Atasözünde adının işi ne? "
Karagöz: " Karalı bir şey vardı sonunda. "
Hacivat: " Doğru. Üzüm üzüme baka baka kara.. "
Karagöz: " Buldum. Kara kara. "
Hacivat: " Hayır. "
Karagöz: " Karabiber. "
Hacivat: " Olmaz. "
Karagöz: " Belki şöyle olur. Ben kendi aklıma göre söylesem. "
Hacivat: " Söyle bakalım. "
Karagöz: " Hacivat Karagöz'e baka baka Karagöz. "
Hacivat: " Hayda? Bu ne demek? "
Karagöz: " Yani sen bana baka baka Karagöz oldun. "
Hacivat: " Ben Karagöz olduysam sen de bana bakarak Hacivat oldun. "
Karagöz: " O zaman gel yer değiştirelim. Ben oraya sen buraya. "
Hacivat: " Şimdi ne oldu? "
Karagöz: " Ben Hacivat oldum, sen Karagöz. "
Hacivat: " Öyle olsun. Senin sohbetine doyulmaz.  Bir yere uğramam gerek. Sonra görüşürüz. "
Kendini Hacivat zanneden Karagöz Hacivat'ın evine gider. Kapıyı çalar. Kapıyı açan Hacivat'ın hanımına ben Hacivat oldum der ve içeri girmeye kalkar. Hacivat'ın hanımı, seni kendini bilmez, diye bağırır ve mutfaktan kaptığı oklavayla Karagöz'ün kafasına vurur. Aklı başına gelen Karagöz kaçıp gider.
Akşamüstü eve gelen Hacivat'a hanımı olanları anlatır. Hacivat ise, bugün Karagöz'le konuştuklarını nakleder. Karagöz'ün ikisi arasındaki konuşmaların etkisinde  kaldığını söyler. Böylelikle Karagöz evleri şaşırıp bizim eve gelmiş, der.
Hacivat'ın Hanımı: " Şu senin gözü kara başka birinin daha evine  girmeye kalkmasın? "
Hacivat: " Yok daha neler? Dersini almış. Karagöz aynı yanlışa iki kere düşmez. "



KARAGÖZ İLE HACİVAT:  İNEGÖL'E ON İŞÇİ             
Hacivat: " Haydi, son bir kişi araba kalkıyor. Vay Karagözüm, hoş geldin. Araba kalkıyor. "
Karagöz: " Hı. "
Hacivat: " At arabası kalkıyor. İşçi gideceksin. İnegöl'e patates toplamaya. "
Karagöz: " Dişim ağrımıyor ki, İnegöl'e dişçiye niye gideyim? "
Hacivat: " Dişçiye değil, işçi gideceksin. "
Karagöz: " Piştide çok iyiyimdir. Geçen gün nasıl seni kahvede yenmiştim. Herkesin içinde ağlamıştın. "
Hacivat: " Ah Karagözüm, benim ağlamam yenildim diye değil. "
Karagöz: " O zaman neden ağladın? "
Hacivat: " Benim aldığım sayıları kendine yazmışsın. Senin zavallı haline acıdım da ağladım. "
Karagöz: " Doğru, yenilince zavallı durumuna düşmüştün. Bak ısrar etme yine ağlatırım seni. "
Bir işçi gelir, araba dolar ve gider. İkinci bir at arabası gelir, kenara yanaşır.
Hacivat: " Haydi, İnegöl'e on işçi. Günübirlik iş. Gündelik iki akçe. "
Karagöz: " Az önce kalkan araba nereye gitti, Hacivat? "
Hacivat: " İnegöl'e gitti. Patatese. Gündelik iki akçe. Çalışan kazanır. "
Karagöz: " Yazıklar olsun sana Hacivat. Bana neden söylemedin? O paraya ihtiyacım vardı. "
Hacivat: " Aha? Söyledim ya. Son bir kişi dedim. İnegöl'e patates toplamaya dedim. İşçi gideceksin dedim. "
Karagöz: " Öyle söylemedin. Dişçiyle, piştiyle kandırdın beni. "
Hacivat: " Dur Karagözüm, bu arabaya bin. Aynı yer, aynı iş. Atları biraz kırbaçlarsınız, onlardan önce varırsınız. "
" Demek beni adamlara kırbaçlatacaksın? Bir daha seninle konuşursam iki olsun, " diye yürüyüp giden Karagöz'ün arkasından Hacivat bakakalır.



EN AKILLI KARAGÖZ                         
Karagöz ile Hacivat yolda karşılaşır.
Hacivat: " Karagözüm, bal almak ister misin? "
Karagöz: " Hı.. "
Hacivat: " Şu köşede bal satıyorlar. Kilosu dört akçe. Al istersen. "
Karagöz: " Zaten eskiden beri benim hayalim. "
Hacivat: " Hayalin mi? Ne hayali? "
Karagöz: " Sal satıyorlar dedin ya. Bir sal alıp dünya turuna çıkmak. "
Hacivat: " Sal değil, bal satıyorlar. Hey koca kafalı, sağır kulaklı. "
Karagöz: " Doldururdum çoluk çocuğu sala, kürek çeker, okyanusa ulaşırdım. "
Hacivat: " Okyanusu bırak, herkes bal alıyor. "
Karagöz: " Herkes fal bakar ama kimse benim gibi fal bakamaz. "
Hacivat: " ... "
Karagöz: " Geçen gün kahve falıma baktım. İyi yerdeydim. "
Hacivat: " Nasıl yani? "
Karagöz: " Çıkmışım kavağın ucuna, yukardan akıl dağıtıyorlar. Ben yüksekteyim ya en çok aklı ben aldım. "
Hacivat: " Sorması ayıp olmasın, ne yaptın o akılları? "
Karagöz: " Kaybolmasın diye beynime doldurdum. "
Hacivat: " Senin beynin akıl dolu da, sen çok akıllısın da ben mi fark edemedim? "
Karagöz: " Boşuna akıllıyım deme Hacivat, akıl dağıtılırken sen orada yoktun. "


Yazan: Serdar Yıldırım

 4 
 : 04 Ağustos 2019, 17:11:26 
Başlatan -ecrin- - Son mesaj Gönderen: xokulx
Teşekkür ederiz

 5 
 : 09 Haziran 2019, 14:52:50 
Başlatan Serdar Yıldırım - Son mesaj Gönderen: Serdar Yıldırım

KIRLANGIÇ İLE SERÇE
SARAYIN SÜTÇÜSÜ ( AYŞECİK İLE YASEMİN SULTAN )
GÜLHANE PARKI ( BÜCÜR ZÜRAFA )
GEZGİN ŞEHMUZ ( GEZGİN ŞEHMUZ İLE FAKİR PADİŞAH )
GÜZEL BİR YAZ GÜNÜ ( ANNE GÜVERCİN )

Yazdığım bu hikayeler Pakistan'ın Lahore şehrinde bulunan Punjab Üniversitesi'nden öğretim görevlisi Dr.Abdul Majid Nadeem tarafından hazırlanan TÜRKÇE DİLBİLGİSİ kitabının TÜRKÇE METİNLER bölümünde çıktı. Hikayeler 106 - 115 sayfaları arasındadır. Hikayelerin altında adım yazmaktadır.

Kitabın yazarı: Abdul Majid Nadeem
University of the Punjab, Lahore, Pakistan, Arabic, Faculty Member


Register or Login

 6 
 : 02 Mayıs 2019, 11:31:31 
Başlatan Serdar Yıldırım - Son mesaj Gönderen: Serdar Yıldırım
23 NİSAN
Bugün 23 nisan
Coşkulu tüm çocuklar
Atatürk'ün çocuklara
Armağan ettiği bir bayram.

Sevinin çocuklar
Gülün, oynayın
Bakın Atatürk size
Bu bayramı hediye etti.

Yoktu böyle bir bayram
Dünyada bir ilk
Farkına vardı bunun
Yüce Atatürk.

Serdar Yıldırım




23 NİSAN COŞKUSU
Atatürk'e inansan
O'nun yoldaşı olsan
Dünya uygarlığından
Biraz medeniyet kapsan.

Zaman geriye gitmez
Hep ileri gider
Atatürk'ün çağdaş fikirleri
Gerici düşünceyi siler.

Atatürk bu vatanı kurtardı
Cumhuriyeti kurdu
O'na minnettar olmalıyız
Türkiye Cumhuriyeti'ni korumalıyız.

Serdar Yıldırım




CUMHURİYET ÇOCUKLARI
Neşelidir, güler yüzlüdür
Cumhuriyet çocukları
Geleceğe güvenle bakar
Cumhuriyet çocukları.

İnsanların barışında
Uygarlık yarışında
Atatürk'ün peşinden koşar
Cumhuriyet çocukları.

Kitap okur, öğrenir
Kendine güveni tamdır
Fikirde, düşüncede özgürdür
Cumhuriyet çocukları.

Serdar Yıldırım




 7 
 : 30 Ocak 2019, 14:26:02 
Başlatan Mehmet - Son mesaj Gönderen: Mehmet
MEB Yönetici Atamada Flaşh Değişiklik Sinyali

MEB son dakika yönetici atama takvimini geri çekti.Edindiğimiz bilgilere göre 4 ve 8 yılını dolduracaklara sınav geliyor.Kademeli bir şekilde bu şekilde sınava alınanlara kadro verilecek. Takvim seçimden sonraya bırakıldı.
(Not:Bu bilgiler kesin olmamakla birlikte duyum üzerine yazılmıştır.)

Gelişmeleri aktarmaya devam edeceğiz.

 8 
 : 19 Kasım 2018, 15:44:16 
Başlatan Mehmet - Son mesaj Gönderen: Mehmet
Kısa yol atan Flash Bellek Virisü için harika program mesajımız ekinde.

 9 
 : 15 Ekim 2018, 21:18:40 
Başlatan Serdar Yıldırım - Son mesaj Gönderen: Serdar Yıldırım

SAVAŞTIK

Barış, istedim.
Savaş, dediler.
Evet, dedim.
Savaştık.
Yenildiler.
Ben, dedim.
Sensin, dediler.
Çekip gittiler.


KURTULUŞ SAVAŞI'NI BEN BAŞLATTIM

Sıfırdan zirveye çıktım
Vatanı kurtardım
Bin yıl geçse bile
Dünya beni unutmaz.

Osmanlı çökmüş, bitmişti.
Külü bile kalmamıştı.
Anadolu'da özgürlük ateşini yaktım
Kurtuluş Savaşı'nı ben başlattım.

Anadolu halkı gururla
Benim yanımda oldu
Düşman siperleri kurşunla,
Bombayla doldu.

Ey genç yeni nesiller!
Türkiye Cumhuriyeti'nin fedaisi olun.
Hiçbir şeye boyun eğmeyin
Özgür ve bağımsız kalın.


KİMSE BENİ SEVMESE DE BU VATANI KURTARIRDIM

Kimse beni sevmese de
Cumhuriyeti kurardım

Kimse beni sevmese de
Şapka devrimini yapardım

Kimse beni sevmese de
Harf devrimini yapardım

Kimse beni sevmese de
Kadınlara özgürlük sunardım

Savaştım, sonuna kadar savaştım
Beni sevmeyenler olacağını bile bile

Sevmeyecekler için de savaştım
Onların mutluluğu ve refahı için de savaştım

Siz ey şanslı yeni nesiller, sevenler ve sevmeyenler
Sıcak yataklarınızda rahat uyuyun, ben sınırda nöbetteyim.


ÇANAKKALE'DE TARİH YAZDIM
 
Ben tarih yazmasam, tarih beni yazmazdı.
Çanakkale'de Anzak mezarını kazmazdı.
Savunmada bekleyip taarruz etmesem
Emrimdeki ordu zafere ulaşmazdı.

Bu ordu başka ordu, Kahraman Türk Ordusu,
Komutana güvenir, yoktur düşman korkusu
En önde ben oldum, hücum dedim, ileri atıldım
Asker peşimden geldi, kahrettik, düşman olan herkesi.


YURT DIŞI GEZİLERİNDE ATATÜRK

On beş yıl iktidarda kaldım
Yurt dışı geziye çıkmadım
Ben halkımla barışığım
Yurt dışında benim işim olmaz.

Samsun'a gittim, Erzurum'a, Sivas'a gittim.
Kırşehir'e Nevşehir'e Bursa'ya gittim.
Anadolu'da gitmediğim yer kalmadı.
İnsanlar beni sevgiyle bağrına bastı.

Demokrasiyle yönetilen bir ülkede
Üst düzey yöneticiler
Yurt dışı gezilere sık sık çıkıyorsa
İç politikada işler iyi gitmiyor demektir.


İKİ TABUR ASKER, HİNDİSTAN VE BEN

24 Yaşında yüzbaşı oldum
Harp Akademisi mezunuydum
Osmanlı Ordusu'nun gözde,
Genç subayları arasındaydım.

Padişah Vahdettin şehzadeyken
Saraya gider, görüşürdüm.
Devlet erkanı beni tanıyordu
Vahdettin padişah olunca
Daha fazla görüşmeye başladık.

Bir defasında padişah Vahdettin
Yanıma iki tabur asker alıp
Müslümanlık adına
Hindistan'ı fethetmemi istedi.

Aman, dedim, nasıl olur?
Olur, Mustafa Kemal olur.
Sen yeter ki iste, başarırsın,
Hindistan'ı İngilizlerden kurtarırsın.

Padişahın bence kabul görmeyen
Bilmem kaçıncı girişimiydi.
Cezayir diyordu, Fransızlar diyordu.
Yemen diyordu, Arabistan diyordu.
Sen çölde bile devlet kurarsın diyordu.

Doğru, ben isteseydim Hindistan'ı fethederdim
İngilizleri Asya'dan söküp atardım
Elden çıkmış Arabistan'ı yeniden fetheder
Çölde bile yeni bir devlet kurardım.

Ben sömürgeciliğin karşısındayım
Benim ne işim var Hindistan'da
Ne işim var Arabistan çöllerinde
Sonunda yine emperyalizm özlemleri
Dünya milletlerini bir bayrak altında toplama hayali.

Ben her milletin kendi bayrağı altında
Özgür ve bağımsız yaşaması taraftarıyım
Osmanlı bir beylikti, devlet oldu
Sonradan pek çok devleti sınırları içine aldığından,
Osmanlı İmparatorluğu dendi.

Osmanlının adaleti bin yerden patlak verdi.
Güçsüz kalınca baskı altındaki milletler ayaklandı.
Sevr Antlaşması Osmanlının idam fermanıydı.
Osmanlı son buldu, Türklüğü ben kurtardım.


Serdar Yıldırım


 10 
 : 15 Ekim 2018, 21:16:32 
Başlatan Serdar Yıldırım - Son mesaj Gönderen: Serdar Yıldırım

ATATÜRK YOK, GİTTİ DİYORLAR

Atatürk'ü soruyorum, nerede diyorum?
Atatürk yok, gitti, diyorlar.
Nereye gitti, diyorum?
Bilmiyoruz, diyorlar.

Olmaz, Atatürk gitmez, diyorum.
Bizi bırakıp nereye gidecek?
Sınırda nöbet bekliyordur.
Türkiye Cumhuriyeti'ni koruyordur.



SELANİK YİĞİDİ

Selanik'te bir yiğit doğar.
24 yaşında yüzbaşı olur.
Yurduna saldıran düşmanlara karşı koyar.
Genç yaşında dünyaya nam salar.

Sağ elinde kılıcı siperden fırlar.
Hücum diye bağırır, ileri atılır.
Türk askeri komutanın peşinden gider.
Önce Mustafa Kemal düşmana çarpar.

Bir insan bu kadar mı büyük doğar?
Yaşamı boyunca bu kadar mı büyük işler başarır?
İnsanlık tarihini bu kadar mı değiştirip yeniden yazar?
Zirvedeki yerinde bu kadar mı yalnız kalır?



TÜRK BAYRAĞI

Dalgalan ey şanlı Türk Bayrağı
Türk'ün adını haykırarak dalgalan
Sen bilirim tarihe sığmazsın,
Mustafa Kemal Atatürk diye dalgalan.

Rüzgar esmese de, yaprak kımıldamasa da
Sen Trablusgarp, Bingazi diye dalgalan
Anadolu nefes alamaz duruma gelse de,
Sen Anafartalar, Conkbayırı diye dalgalan.

Ben yıkarım sistemleri alt üst ederim
Fırtınaları, boranları beynimde eritirim.
Ben yıkılmam, yıkarım, siler de geçerim.
Kasırgaları, tayfunları çizer de geçerim.

Bu vatan kurtulmalı dedi, kurtardı
Türkiye Cumhuriyeti kurulmalı dedi, kurdu.
Pek çok zorluğu aştı, engelleri geçti
Türkiye Cumhuriyeti sonsuza dek muzaffer olacaktır.



TARİH 25-03-2017

Ey 1.000 yıl sonra yaşayan insan,
Sen Atatürk'ü biliyor musun?
Atatürk dünyada barış istiyordu.
Bunun farkında mısın?

Barışı korudun mu?
Savaştan kaçındın mı?
Komşu devletlere saldırıp
Savaş çıkardın mı?

Fetih işi çözüm değil,
Dünyaya hakim olunmaz.
Hakim olmak isteyenin
Son nefesinde hekim bulunmaz.

Birkaç yüzyıldır savaş olmadı,
Barış var diyorsan
Bravo diyorum sana
Seni alkışlıyorum.

Atatürk ilkelerinden vazgeçme
Dünyada barışı koru
Başka dünya yok diyorsan
Sonsuza dek mutlusun.



NEDEN ATATÜRK'Ü SEVİYORUM

Yurdu düşmanlardan kurtardığı için,
Türkiye Cumhuriyeti'ni kurduğu için,
İnsanca yaşamanın yolunu gösterdiği için,
Düşünceye özgürlük sunduğu için.

Beni tanıyanlar soruyorlar:
Neden Atatürk'ü bu kadar çok seviyorsun?
Ben de diyorum,  Atatürk sevilmeyecek biri değil,
Yüreğinde sevgi olan herkes Atatürk'ü sever.

Atatürk sevgidir, Atatürk ilgidir, Atatürk saygıdır.
Atatürk özgürlüktür, Atatürk çağdaşlıktır, Atatürk ilerlemedir.
Atatürk geri kalmamaktır, Atatürk medeniyettir.
Atatürk dünyada ön sırada yer almaktır.



BEN BİR ZAMAN GEZGİNİYİM

Ben bir zaman gezginiyim,
Zamanda gezer dururum,
Geçmiş zamanlarda yaşamış insanların,
Önderleri kimmiş merak eder dururum.

Yüzyılları, binyılları araştırdım
Büyük önderler kimmiş belirledim.
İnsanlık tarihinin en büyük önderini seçtim
Adı Mustafa Kemal Atatürk.

Atatürk ülkesini kurtarmak için,
Kıyasıya bir mücadele içine girmiş.
Yaptığı savaşlarda hiç yenilmemiş.
Böylelikle yurdunu düşmanlardan kurtarmış.

Türkiye Cumhuriyeti'ni kurmuş.
Türk Halkının beynindeki prangaları söküp atmış.
On beş yıl iktidarda kalmış.
Bu süre içinde hiç yurt dışı geziye çıkmamış.



CUMHURİYET VE BARIŞ
 
Padişahmış, kralmış, sözü kanun sayılırmış.
Kimseye hesap vermek zorunda değilmiş.
Olmaz ki, böyle yönetim olmaz ki?
Bir ülke böyle yönetilmez ki.
Yönetim şekillerinden
En güzelini seçtim.
Cumhuriyet dedim.

Bir sınır olayını bahane edip
Komşu ülkeye saldırıp savaş çıkaran devletler var
Siz nasıl padişah, nasıl kralsınız?
Anlaşma yolunu denesenize
Bir buluşun, konuşun.
Barışı fark edin
Barış deseniz, savaşmazsınız.
Devletler arası ilişkilerden
Zor olanı seçtim
Barış dedim.

Cengiz Han dünya imparatorluğu sevdasındaydı.
Büyük İskender, dünyaya hakim olmak için, yola çıkmıştı.
Napolyon, Fransa'yı küçük dünya olarak kabul ederdi.
Hitler, dünya benim emrimde olmalı derdi.
Barış deyip ülkelerini kalkındırmak yerine
Savaş deyip ülkelerini felakete sürüklediler.



MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

Tarih her yüzyılda bir kahraman üretir
19. yüzyılda da bir kahraman üretti.
Bu kahraman öylesine büyük, yüce ve güçlüydü ki,
Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük kahramanı ünvanını hak etti.

Ben ne kadar bir tarih kitabı yazmaya çalışsam da
Kahraman diye anılanlar bir, iki sayfada eridi, gitti.
Yüz sayfa, bin sayfa ayırdım ama yetmedi.
Sen ne büyüksün Mustafa Kemal Atatürk tarihe sığmazsın.

Yokluk vardı, darlık vardı, yalnızlık vardı.
Düşman vardı, hain vardı, güven yoktu.
İnsan vardı, millet vardı, ulus vardı.
Hepsinden önemlisi yenilmez armada vardı.

Çıktı, çaktı, çökertti, silindir gibi ezdi.
Anadolu'ya saldıran düşmanları perişan etti.
Biz, milli sınırlarımız içinde özgür ve bağımsız,
Yaşamaktan başka bir şey istemiyoruz, dedi.

Yabancı kültürlerin benimsenmesi milli varlığımızı tehlikeye düşürür, çağdaş uygarlık düzenini yakalamamızı engeller
Atatürk, batının ve doğunun tekniğinden ve bi­liminden yararlanırken, milli kültürümüzü  koru­mamız gerektiğini belirtmiştir.



Serdar Yıldırım



Sayfa: [1] 2 3 ... 10
|- | - | - | - | -
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006, Simple Machines

sitemap ( urllist ( rss ( archiv ( arsiv ( xml (

MKPortal ©2003-2007 mkportal.it