*
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Aktivasyon mailiniz gelmediyse buraya tıklayın.
29 Mart 2020, 13:45:25


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1] 2 3 ... 10
 1 
 : 18 Mart 2020, 15:28:13 
Başlatan Serdar Yıldırım - Son mesaj Gönderen: Serdar Yıldırım
BANDIRMA VAPURU
Karadeniz'in hırçın dalgaları arasında yıllara meydan okuyan bir eski Bandırma Vapuru'yum. Nice zamandır liman liman gittim, geldim. Binlerce, on binlerce yolcu taşıdım. Onların konuşmalarını istemeyerek de olsa dinledim. Dertlerini derdim bildim. Onlar hiçbir zaman bunun farkında olmadılar yani beni fark etmediler. Ders kitaplarında ve pek çok kitapta, gazetede adıma defalarca rast gelmişsinizdir. Bundan sonra da rast geleceksiniz, bunu biliyorum. Ey gelecek yeni nesiller, sizi inanamayacağınız kadar büyük ve görkemli bir sevgiyle kucaklıyorum.

16 Mayıs 1919 günü on dokuz subayı aldım. Rota Samsun'du. Buralar Anadolu ve Anadolu düşman istilasına uğradı. Bu subaylar Türk ve bir Kurtuluş Savaşı başlatacaklar. Lider pozisyonunda sarı saçlı, mavi gözlü bir dev var: Adı Mustafa Kemal. Bakalım gelecek günler Mustafa Kemal'den neler bekler?

16 Mayıs gecesi bir fırtına? Ne oluyor dedim kendi kendime:
Karadeniz sen bu kadar hırçınlaşmazdın.
Böylesine çelik yüreklerin canına kast etmezdin.

Bunun üzerine fırtına ses verdi:
Oy Bandırma Vapuru cana, benize
On dokuz subayı üfleyiver denize.

Baktım fırtına laf anlamaz, söz dinlemez. Onunla irtibatı kestim. Fırtınanın ortasında bir ceviz kabuğu gibi sallanmaya devam ettim. Üç gün, üç gece tarih yazdım ve 19 Mayıs 1919 günü Samsun'a vardım.

Güle güle Mustafa Kemal yolun açık olsun.
Gemi kazanından büyük yüreğin sevgiyle dolsun.
Üç gün boyunca Türkiye dedin durdun.
Dilinden düşmeyen Türkiye Cumhuriyeti'ni kurarsın.

Değerli yolcularım, karaya ayak basar basmaz bir rahatladım ki sormayın. Daha sonra Türk'ün Kurtuluş Savaşı başladı. Mustafa Kemal'in akıllara durgunluk veren zekası ve kahramanlıkları karşısında perişan olan düşmanlar evlerine döndüler. Çanakkale'de de Mustafa Kemal vardı. Çanakkale'ye geldiğinde boşuna bütün cephelerin komutanlığını Mustafa Kemal'e bırakmadılar. O, olmasaydı Kurtuluş Savaşı kazanılamazdı.

Benim adım Bandırma Vapuru.
Haber çıkar iki gazete küpürü.
Mustafa Kemal,  Yunan'ı Anadolu'dan süpürdü.
Komutan Trikopis Atina'dan köpürdü.

Oy Trikopis, Trikopis, neden Atina'dasın?
Bak Mustafa Kemal cephede sen neden değilsin?
Belli ki ölümden korkmaktasın.
Canım bu vatana feda diyen
Mustafa Kemal 'e karşı zafer kazanamazsın.
Kazanamadın zaten.

Yazan: Serdar Yıldırım


 2 
 : 18 Mart 2020, 15:24:51 
Başlatan Serdar Yıldırım - Son mesaj Gönderen: Serdar Yıldırım

ÇANAKKALE' DE MUSTAFA KEMAL
25 Nisan 1915 tarihinde Arıburnu'na  ( ANZAK KOYU ) Anzaklar çıkartma yapmıştı. Saat gece 24.00' te Kaymakam ( Yarbay ) Mustafa Kemal dinamit torbasını yanına aldı. Bu iş için, kimseye güvenememişti. Gece karanlığında sessizce siperlerin arasından süzüldü. Tepeyi  aşıp sahile inmesi gerekti. Düşman çıkartma yaptığı sahilin etrafına pek çok nöbetçi koymuştu. Nöbetçilerin hal ve hareketlerini bir süre izlemeli ve her şeyden emin olduktan sonra, kampa nüfuz etmeliydi.

Gün dönmüş ve yeni gün yol alıyordu. Saat sabaha karşı 03.00 olmuştu. Mustafa Kemal, Anzakların orta yerdeki büyük cephanelik çadırına yan taraftan girdi. Nöbetçiler, ön kapı tarafındaydı. Konuşmaları duyuluyordu. Mustafa Kemal fitili uzun olan dinamiti çakmaktaşlarını birbirine sürterek çıkardığı kıvılcımla tutuşturdu. Diğer dinamitlerin fitilini ateşlemek zor olmadı. Dinamitleri cephanelik çadırının dört  köşesine yerleştirdikten sonra girdiği yerden dışarı çıktı. Bir an önce buradan gidebildiği kadar uzağa gitmeliydi. Az sonra dinamitler kampı yok edecekti. Gök gürültüsünün milyon katı büyüklüğünde bir patlama Çanakkale Boğazı'nı sardı. Patlama güvenlik sınırları dışına çıkmasına ramak kalan Mustafa Kemal'i boş geçmedi. O'nu yere düşürdü. Mustafa Kemal çabucak toparlandı fakat elbiseleri toz içindeydi. Aylardır Çanakkale'deydi ve  üstü başı toz topraksız günü olmamıştı.

Özellikle Çanakkale Savaşlarında dört gün, beş gün uyumamak Mustafa Kemal için, sıradan bir olaydı. Şu gece dahil dört gecedir başını yastığa koymamıştı. Atına biner, o tepe senin, bu tepe benim koşturur dururdu. Gece yarısında yeni günün planını yapardı. Ben düşman komutanı olsam nereden çıkartma yapardım, diye düşünürdü. O bölgeleri muhakkak kontrol eder ve gerekli önlemi alırdı.

Mustafa Kemal daha sonra karargaha döndü. Patlamanın gürültüsüne Türk askerleri ayaklanmış ve tepeden aşağı ışıldayan gözlerle bakıyordu. Bu patlama da neyin nesiydi? Kampı darmaduman etmişti. Korkudan Türkler geliyor deyip kendini gemilerden boğazın soğuk ve karanlık sularına atan Anzaklar vardı. Madem Türklerden bu kadar korkuyorsun, İngiliz'e kanıp neden dünyanın bir ucundaki Avustralya'dan kalkıp Çanakkale'ye gelir ve Mustafa Kemal'e çarparsın  be Anzak?

Türk subayları ve askerleri, Mustafa Kemal'i o halde görünce patlamanın sebebini hemen anladı. Bu dünya tarihinin ve Çanakkale Savaşı'nın dönüm noktasıydı. Orada bulunanlar Mustafa Kemal'i tebrik ettiler. Böyle bir komutanları olduğu için, gurur duydular. Şimdi geleceğe daha bir umutla bakıyorlar ve Çanakkale'nin geçilemeyeceğine inanıyorlardı.






 3 
 : 06 Şubat 2020, 21:43:33 
Başlatan Serdar Yıldırım - Son mesaj Gönderen: Serdar Yıldırım


KELOĞLAN VE DAĞCILAR
Anadolu'da bir Keloğlan varmış. Hayatı ortadan ikiye yarmış. Bir yarısını Marmara'ya atmış. Diğer yarısını dağa fırlatmış.

Deniz Marmara'ymış, dağ Uludağ'mış.
Kış günü Uludağ kar-buz kaplıymış.
Dağdaki aç kurtlar köylere inmiş.
Keloğlan korkudan evine sinmiş.
*           *           *           *
Bir gün kar dinmiş, kurtlar hemen gitmiş.
Keloğlan evden çıkmış, bir oh çekmiş.
Kolay değil, bir hafta evde yatmış.
Bir hafta bin hafta yerine geçmiş.
*           *           *           *
Ertesi gün köye dağcılar gelmiş.
Köylüler, Keloğlan'a haber vermiş.
Dağa çıkacak bir adam gerekmiş.
Başka kimse dağcılarla gitmemiş.
*           *           *           *
" Keloğlan demiş, ben  sizinle gelmem.
Ne istersiniz Uludağ'dan bilmem.
Çıkıp da ne olacak zirvesine.
Zarar verir zirvesi cümlesine. "
*           *           *           *
" Bırak Keloğlan ciddi olamazsın.
Biz zirveye çıkarken bakamazsın.
Adın önde anılsın, şimşek çaksın.
El yazması kitaplarda sen varsın. "
*           *           *           *
" Ben öksürsem halkımız sahiplenir.
Eğer dağa çıkmazsanız sevinir.
Dağcıyı durdurdu Keloğlan denir.
Herkes neşelenir, şekerler yenir. "
*           *           *           *
Ağalar etmeyin dağa gitmeyin.
Dağ çağırır durur, önemsemeyin.
El ele tutuşun, fire vermeyin.
Hepiniz geçsiniz, erken göçmeyin.
*           *           *           *
Dağcılar, Keloğlan'ı dinlememiş.
İleri deyip, Uludağ'a çıkmış.
Ama hiçbiri geri dönememiş.
Çığ düşmüş, onları hayattan silmiş.
*           *           *           *
Dağa çıkanlar, korkusuz, yiğitmiş.
Buz çok kayganmış, kar acımasızmış.
Kaygan ortamda yiğitlik sökmezmiş.
Karlı dağlarda çığ bir felaketmiş.
*           *           *           *
Keloğlan bu sonuca çok üzülmüş.
Yazıcıya gitmiş, ona anlatmış.
Kışın kimse dağa çıkmasın, demiş.
Çıkmak isteyen yanlış yapar, demiş.
*           *           *           *
Serdar Yıldırım bu masalı yazmış.
Ne gerek varmış, kim dağa çıkarmış.
Zaten ortalık buz gibi soğukmuş.
Nice dağcılar dağlarda donmuş.

SON


   
KELOĞLAN VE PİNOKYO
Bir varmış, iki varmış. Üç varmış, beş varmış. Dört yokmuş. Dört kere dört yirmi dört eder desem burnum uzar mı? Yalan söyledim diye okuyucu bana kızar mı?
Keloğlan bir gün Pinokyo ile karşılaşmış. Pinokyo çok hareketliymiş, hemen atılmış. Keloğlan'ın elini sıkmış:  " Vay Keloğlan, nasılsın? " diye sormuş.
Keloğlan: " İyiyim, sağ ol arkadaş. " demiş. " Beni nasıl tanıdın, adımı nereden biliyorsun? "
Bunun üzerine Pinokyo: " Seni tanımayan, adını bilmeyen mi var? Avrupa'yı gezdim, dolaştım. Gittiğim her yerde Keloğlan adını duydum. Amerika'yı keşfeden Kristof Kolomb ve dünyayı dolaşan Ferdinand Macellan gittikleri yerlerde Keloğlan adını duyduklarını bana söylediler. "

Keloğlan'ın sağ gözü seğirmeye başlamış. Kuru fasulye nohut arası barbunya durumları olduğunu anlamış. Pinokyo'nun burnu konuştukça uzuyormuş. Yalandan çorba yarışması düzenlense Pinokyo'nun birinci olacağına eminmiş. Kafa saatinde zamanı kurmuş. Gong çaldığında dünya denizlerindeki dalga sona erermiş. Bol dalgalı Pinokyo denizinde az acılı Keloğlan kebabı ayranla iyi gidermiş.

Keloğlan Pinokyo'nun dalga geçtiğini düşünüyormuş. Onun yalanlarına  daha fazla yalanla karşılık vererek galip gelip, Pinokyo'yu yalan söylemekten vazgeçirecekmiş:
" Doğru söylüyorsun, Pinokyo. Benim adımı dünyada duymayan yoktur. En ücra köşelerde bile adım saygıyla anılır. Ben bunu yerinde gördüm, yaşadım. Dünyayı dolaştım. Büyük Okyanus' taki adalarda, Amazonlarda, Afrika'nın balta girmemiş ormanlarında beni tanıdılar. Keloğlan gelmiş, hoş gelmiş, deyip etrafımı sardılar. Yedirdiler, içirdiler. Benim gittiğim yerleri Piri Reis haritasında meyve, sebze resimleri yaparak işaretledi. Kuzey ve güney kutup noktasına Keloğlan bayrağını diktim. "
Keloğlan anlattıkça, yalan söyledikçe burnu uzamış. Pinokyo'nun iki karış burnu yanında Keloğlan'ın burnu Uludağ'ın zirvesine ulaşmış. Bu durumdan Uludağ rahatsız olmuş:   "Keloğlan, lütfen yalanı keser misin? Rahatsız oluyorum. "
Keloğlan cevap vermiş: " Özür dilerim, Uludağ! Seni rahatsız etmek değil, Pinokyo'ya dersini vermek istemiştim. "
" Pinokyo yalan söylemekten vazgeçmez, senin doğru söylemekten vazgeçmeyeceğin gibi. "
Pinokyo Uludağ'ın sözlerinden hoşlanmamış. Keloğlan'dan yana dönmüş: " Dersimi aldım Keloğlan. Bundan sonra yalan söylediğimi duymayacaksın. Haydi, hoşça kal. "  demiş ve yürüyüp gitmiş.
Uludağ: " Bu nereye gidiyor böyle? " diye sormuş.
Keloğlan: " Pinokyo'nun dönüp dolaşacağı yer İtalya'dır. "
Uludağ: " Dersimi aldım, dedi. Gerçekten almış mıdır? "
Keloğlan: " Almıştır da, son cümleyi söyledikten sonra burnu niye uzadı, onu anlamadım. "

Doğru sözlü ol, dokuz köyde misafir ol.
Onuncu köyün adı, Doğrular Köyü.

Doğru sözlü olun, yalandan kaçın.
Yalan söylemeyin, doğruluk saçın.

SON

Yazan. Serdar Yıldırım



KELOĞLAN ELMASI
Bir varmış, bir yokmuş. Var olan varmış da, yok olan neymiş? Sert bir rüzgar esmiş, dalları eğmiş. Bir Keloğlan varmış. Fikirde, düşüncede hürmüş. Ancak bu Keloğlan çok tembelmiş. Evde yan gelir yatar, keyfine bakarmış. Anası bir gün Keloğlan'a demiş ki: " A oğlum, evde yatıp duracağına babandan kalan tarlayı bellesene. Al kazmayı, küreği, git tarlaya kaz. Tohum atarız. Domates, biber, patlıcan yetiştiririz. "
Bunun üzerine Keloğlan şöyle demiş: " Bırak ya ana, bir tarla için rahatımı bozamam. Sen şu çorbayı karıştır, dibi tutmasın. "Keloğlan'ın bu sözleri üzerine anası sopasını kaptığı gibi Keloğlan'ın üstüne yürümüş: " İş yapmazsın, sırtüstü yatarsın  sonra çorba dersin. Al sana çorba. "
Keloğlan kendini dışarı zor atmış. Anası peşinden kazmayla küreği sokağa bırakmış: " Tarlayı bellemeden gelme. Seni içeri almam bilmiş ol, " diye bağırmış.

Keloğlan gelip tarlanın ortasına sırtüstü yatmış. Yanında getirdiği kazmayla küreğe, kaz kazmam, kaz küreğim, demiş ama nafile, ne kazma ne kürek kımıldamamış. Bu böyle olmayacak deyip, tarlanın yanından geçen köylülere tarlada elmas bulduğunu söylemiş. Bu tarlada çok elmas var. Gelin kazın, bulduğunuz sizin olsun, deyince kazmasını, küreğini kapan köylüler akşama kadar toprağı kazmışlar.
Akşam anası tarlanın kazılmasına çok sevinmiş. Keloğlan' ı tarhana çorbasıyla beslemiş.

Ertesi gün kasabadan gelenler varmış. Adamlar, tarlanın kenarına kulübe yapmışlar. Civar tarlaları kazmışlar, elmas aramışlar. Bir şey bulamayınca Keloğlan ile konuşup bulduğu elması satmasını istemişler. Keloğlan olmayan elmasın değerini giderek arttırmış. Ağalar, bin altın verene elması satarım, demiş. Üç altın, beş altın pey akçesi bırakanlar olmuş. Bunlar, elması başkasına satma, bana sat diyenlermiş. Böylelikle Keloğlan'ın bir torba altını olmuş. 

Olaydan haberdar olan o ülkenin padişahı, Keloğlan'ı  saraya davet etmiş. Sarayda, Keloğlan'ın şerefine eğlence düzenlemiş, ziyafet vermiş. Keloğlan, elması bana satmalısın, demiş. Pey akçesi olarak yüz altın vermiş.
Zamanla dünyanın çeşitli ülkelerinden elması satın almaya gelenler olmuş. Elmasın talipleri giderek çoğalmış.  Keloğlan bir gün bir kartalın elması kapıp kaçtığını ve Kaf Dağı'nın ardına gittiğini söylemiş. Elması satın almak isteyenler, Kaf Dağı'nın ardına gitmek üzere yola çıkmış. Keloğlan topladığı altınlarla saray yaptırmış. Padişahın kızıyla evlenip mutlu olmuş.

SON

Yazan: Serdar Yıldırım



KELOĞLAN BİR KESE ALTIN
Keloğlan kasabaya giderken bir kese altın bulmuş. Pazar yerine varınca, yolda bir kese altın buldum, sahibini ararım, demiş. Herkes, kese benimdir, ben düşürdüm. İçi altın doluydu, diyerek öne çıkmış. Bunun üzerine Keloğlan keseyi kimseye vermemiş. Kolcubaşına gitmiş: "Kasabaya gelirken, içi altın dolu bir kese buldum. Sahibi size geldi mi? " diye sormuş.
Kolcubaşı: " Aman Keloğlan, kese benimdir. Bugün kasabaya gelirken düşürmüştüm. "  demiş. Keloğlan kolcubaşına inanmadığı için, keseyi vermemiş. Akşamüstü köye dönmüş. Evde anasına keseyi göstererek  olanları anlatmış. Keseyi vermesi için, adamların yalvardığını söylemiş.
Anası: " Keloğlan biliyor musun? Keseyi ben düşürmüştüm. Geçen gün kasabaya gitmiştim ya demek ki dönerken düşürdüm. "
Keloğlan: " Ana, kasabaya gitmiştin ama ne geçen günü? Aradan kaç ay geçti. Sen bari böyle şeyler yapma. Yağmur yağdı, güneş açtı. Kese ve altınlar tertemizdi. "
Anası: " Benim güzel oğlum, altını çamura bulasan yıkarsın çıkar.  Altın kirlenir mi? İçinde altın olan kese kirlenir mi? "
Keloğlan: " Olmaz ana, yarın kesenin sahibini ararım. "
Keloğlan'ın keseyi vermediğini gören anası, ağlamış, gözyaşı dökmüş. Kese babandan yadigardı. İçindeki altınları baban çalışıp biriktirmişti. Şimdi burada olsa, keseyi anana ver oğlum, üzme ananı, derdi.
Sonunda anasına inanan Keloğlan keseyi vermiş. Geç vakit Keloğlan uyuyunca anası altınları saymış. Yerde bulunan altın bulanın olur. Sahibini arar da  bulamazsa yalanın olur.

SON

Yazan: Serdar Yıldırım



KELOĞLAN İLE PAMUK PRENSES
İki yürür, bir koşarım.
Gezer, dağlar aşarım.
Yatıp dinlenmek varken,
Tarlada çalışana şaşarım.

Böyle deyip duran Keloğlan yıllardan bir yıl tarlalarda, bahçelerde çalışmış, toprak kazmış, tohum atmış, sulamış, ürün almış, hasat etmiş, satmış. Keloğlan'ın kesesi altın dolmuş. Keseyi belindeki kuşağa bağlamış. Anasına, yabancı diyarlara gidip tüccarlık yapacağını söyleyip yola çıkmış. Gitmiş de gitmiş. Yürümüş, durmuş. Dört çarık eskitmiş.

Sonunda, diyarların en yabancısına varmış. Bir han odası tutmuş, bir dükkan kiralamış. Dükkanın önünde oturup sağa sola bakınmaya başlamış. Gelip geçen çokmuş da selam veren yokmuş, çünkü burada Keloğlan' ı kimse tanımıyormuş. Aniden genç kızın biri durmuş ve Keloğlan'a adres sormuş. Kız pek güzelmiş. Keloğlan kıza aşık olmuş. Adresi dilinin döndüğünce tarif etmiş. Kız, teşekkür edip gitmiş. Keloğlan kızın ardından bakakalmış.

Ertesi gün kızı aramış ve bulmuş.  Aşkını anlatmış. Karşılık beklemiş. Kız: " Tabii ki bana aşık olabilirsin. " demiş. " Geldiğin ülkede tanınmış, sevilen biri olabilirsin ama ben Pamuk Prenses'im ve beyaz atlı prensimi bekliyorum, onunla evleneceğim. "
Pamuk Prenses gittikten sonra Keloğlan kıvranmaya başlamış. Bir yol, bir yöntem, bir çıkış yolu aramış. Bu masalı yazmakta olan Serdar Yıldırım bir defa daha zamanda yolculuk yapmış ve Keloğlan'ın yardımına koşmuş.  Keloğlan, ben geldim,  demiş. Keloğlan Serdar'ın gelmesine çok sevinmiş. Serdar sözü fazla uzatmamış: " Altınlar ne güne duruyor? Karşıda terzi var. Kendine bir prens elbisesi diktir. Bir de beyaz at satın al. Bin ata işte sana beyaz atlı prens. Git Pamuk Prenses'in yanına benimle evlenir misin?  diye sor. Evlenmesin seninle de göreyim. " demiş ve gitmiş.
Keloğlan: " Bir göründü, bir yok oldu. Bana faydası çok oldu. " demiş ve soluğu terzi dükkanında almış.

İki gün iki gece sonra Keloğlan yani beyaz atlı prens şehrin sokaklarında gezer olmuş. Bunun üzerine şehir halkı prensin geldi deyip Pamuk Prenses'i karşısına çıkarmışlar. Pamuk Prenses, sevdiğim geldi, demiş ve büyük bir törenle evlenmişler. Uzun yıllar birlikte mutlu yaşamışlar.

SON

 4 
 : 16 Ocak 2020, 09:27:13 
Başlatan Hakan!! - Son mesaj Gönderen: Hakan!!
Alıntı resimlerden düzenleyerek hazırlamış olduğum okul öncesi tatil kitabı.
Kendinize göre düzenleyerek kullanabilirsiniz.

 5 
 : 16 Aralık 2019, 09:54:35 
Başlatan sprt77 - Son mesaj Gönderen: sprt77
Haftanın Çocuğu Proje Yazısı

 6 
 : 16 Aralık 2019, 09:52:20 
Başlatan sprt77 - Son mesaj Gönderen: sprt77
amacı ve uygulama takvimi

 7 
 : 16 Aralık 2019, 09:50:22 
Başlatan sprt77 - Son mesaj Gönderen: sprt77
Okul öncesinde uyguladığımız, biraz da kendime göre küçük değişiklikler yaptığım Haftanın Çocuğu Projesini düzenlenebilir bir şekilde hazırladım.

Kolay gelsin.

( Alıntı üzerinden değişiklikler yapılmıştır.)

 8 
 : 14 Aralık 2019, 22:32:48 
Başlatan Mehmet - Son mesaj Gönderen: Mehmet
12.Sınıf Çağdaş Türk tarihi Ders Notları

 9 
 : 14 Aralık 2019, 22:30:35 
Başlatan Mehmet - Son mesaj Gönderen: Mehmet
11.Sınıf Türk Kültür Tarihi Ders Notları

 10 
 : 14 Aralık 2019, 22:28:18 
Başlatan Mehmet - Son mesaj Gönderen: Mehmet
9.Sınıf Tarih Dersi Ders Notları-2019

Sayfa: [1] 2 3 ... 10
|- | - | - | - | -
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006, Simple Machines

sitemap ( urllist ( rss ( archiv ( arsiv ( xml (

MKPortal ©2003-2007 mkportal.it